YURTDIŞI EĞİTİM
Yabancı ülkelere üniversite eğitimi almak ve dil öğrenmek için giden gençlerimiz, her yıl 3-4 milyar dolarlık dövizimizin de yabancı ülkelere akmasına neden oluyor.
Her yıl ülkemizden 50 binden fazla öğrencimiz yurtdışında eğitim görürken, yurtdışı eğitim için tercih edilen ülkeler ise kasalarını dolduruyor. Bizim gibi ülkelerden gelen 600 binden fazla öğrenciye üniversitelerinin kapılarını açan ABD, “eğitim pastası”nın büyük dilimini alıyor. Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı yapan şirketlerin belirlemelerine göre, her yıl ABD’ye eğitim için 600 binin üzerinde öğrenci gidiyor. Bu sayıdaki öğrencinin ABD ekonomisine yıllık katkısının ise 15 milyar doları bulduğu beliirtiliyor.
Eğitim pastasından en büyük ikinci payı ise İngiltere alıyor. İngiltere’ye ise, her yıl 300 binin üzerinde yabancı öğrencinin gittiği belirtiliyor. Eğitim pastasından Avustralya 200 bin, Kanada ise 100 binin üzerindeki yabancı öğrenci ile payına düşeni alıyor.
İstanbul’da faaliyet gösteren Alternatif Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı şirketinin yaptığı belirlemelere göre, gelişmekte olan ülkeler, öğrenci potansiyelleri ile de, gelişmiş ülkelerinin ekonomilerine katkı yapıyor. Gelişmekte olan bizim gibi ülkelerin gençleri, üniversitelerinin ünlü olması, buralardan alınan master ve doktora diplomalarına büyük rağbet gösterilmesi nedeniyle yabancı ülkelere yöneliyorlar. Gençlerimizin yurtdışında eğitim almak istemelerinin diğer önemli nedenini ise yabancı dil öğrenmek oluşturuyor. Şirketin Eğitim Danışmanı Cengiz Aslantatar, ülkemizden de her yıl yabancı ülkelere 50 bin civarında gencimizin gittiğini belirlediklerini söyledi.
15 BİN ÜNİVERSİTELİ
Bunun 15 binini üniversite eğitimi almak için giden gençlerin oluşturduğunu ifade eden Aslantatar, “Yurtdışında en ucuz bir ülkedeki üniversite eğitimi ücreti bile 10 bin dolardan aşağı değil. Bu rakam ABD ve İngiltere’de 25-30 bin dolara kadar çıkıyor. Bu da sadece eğitim ücreti. Her yıl yurtdışı eğitim için 2 milyar YTL para harcanıyor. Buna barınma, beslenme ve diğer giderler de dahil değil. Bu miktar sadece eğitim ücreti olarak harcanıyor” dedi.
Başta üniversite eğitimi olmak üzere, dil okulu, sertifika ve diploma programları ile yaz okullarında en çok İngiltere ve ABD’nin tercih edildiğini belirten Aslantatar, “ABD ve İngiltere dışında Türk öğrenciler Kanada, Avustralya, Almanya ve Malta’ya yoğun ilgi gösteriyor. Ayrıca Balkan ülkeleri üniversiteleri, Avusturya ve Rusya da Türk öğrenci çekiyor” diye konuştu.
Hangi ülkede ne kadar öğrencimiz var:
- ABD 10 bin
- İngiltere 15 bin
- Kanada 7-8 bin
- Avustralya 2 bin
- Almanya 1.5 - 2 bin
- Malta Bin 500
- İspanya 700- 800
- Fransa 500-600
- Diğer ülkeler 10-15 bin arası (Balkan ülkeleri, Rusya ve Avusturya)
Kaynak: Akşam
İLK 500’de 3 TÜRK ÜNİVERSİTESİ
Dünyada en iyi ilk 500 üniversite arasına Türkiye’den 3 üniversite girebildi. Sıralamada İTÜ 390, ODTÜ 438 ve İstanbul Üniversitesi 472’inci sırada yer aldı. Vakıf üniversiteleri sıralamasında ise Bilkent 479’uncu oldu.
15 bin üniversite arasında yapılan araştırma sonuçlarına göre, dünyada ilk 10’a MIT, Stanford, Harvard, Berkeley, Cambridge, Cal Tech, Columbia, Princeton, Chicago ve Oxford üniversiteleri girdi. Türk üniversiteleri ise sıralamada alt seviyelerde yer aldı, en iyi 1000 üniversite içinde sadece 7 Türk üniversitesi var. Türkiye’nin köklü üniversitelerinden İstanbul Teknik Üniversitesi 390, Ortadoğu Teknik Üniversitesi 438 ve İstanbul Üniversitesi 472’nci sırada yer alıyor. Aynı sıralamada, Türkiye’deki vakıf üniversitelerinden de Bilkent Üniversitesi 479, Sabancı Üniversitesi 1246, Doğu Akdeniz Üniversitesi ise 1277’nci sırada bulunuyor. Sıralama, tüm dünyadaki üniversitelerin araştırma ve akademik alanda performansını görmesini sağlıyor. Üniversitelerin sıralamasında Nobelli öğretim görevlileri, farklı dallarda ödüller, yüksek derecede sözü edilen araştırmacılar, bilim ve fen dalında yayınlar dikkate alınıyor. 4 bin üniversitenin listelendiği listede Türk üniversitelerinin sıralaması şöyle:

Okumuyoruz.. Sadece izliyoruz...
Ajandama ilgili bir araştırmayı da içeren birkaç satır yazmışım... Paylaşmak istiyorum.
Japonya'da bir kişi yılda 14 kitap okurken, Türkiye'de ise durum şöyle; 14 kişi yılda bir kitap okuyor. Yoruma gerek var mı? Hal böyleyken 14 insanımız bir tane Japon kadar bile olamıyor... Neyse bunları bırakalım, listede birinci sıralarda olduğumuz araştırmalara bakalım biraz da. Tablo farksız... TV seyretme oranında 4 saatlik ortalama ile Amerika'yı bile geride bırakmamıza ne demeli? Tabi, ülkemizde kitaplar çok pahalı elektrik, tv ücretsiz... Eğer kendinize ve başkalarına faydalı bir şey izlemiyorsanız; lütfen değerli elektriğimizi boşa harcamayın. Zamanınızdan banane. Bunu zaman geçtiğinde ve zamanı geldiğinde zaten anlayacaksınız.
Yaratıcılık Üzerine...
Bence yaratıcı olmak için ihtiyaç sahibi olmak lazım. Zaten her şeye sahip olsak hayat çok sıkıcı olurdu. Eğer ihtiyacınız varsa ve bu ihtiyacınızı hazır olandan karşılamak yerine kendiniz bir şeyler yapmak istiyorsanız, yaratıcılık kaçınılmaz. Herkesin kafasına elma düşebilir ama herkes yer çekimini bulamaz. Her zaman sebep sonuç ilişkisi aranamaz. Sebepsiz sonuçlar, sonuçsuz sebepler vardır. Sebebini bilmediklerimiz mi fazla, yoksa sonucunu bilmediklerimiz mi???
Ondan, şundan, biraz da benden...
- Zaman, sudan daha akıcıdır.- Geçici mutluluklar kalıcı üzüntülere yeğ tutulamaz.
- Çok şey bilen biri değilim, sadece bildiklerini verimli ve etkili kullanan biriyim.
- Bildiğim en iyi şey, bildiğim kısıtlı şeyi en verimli şekilde kullanmak.
- Bildiğim çok fazla şey yok ama bildiklerimi en etkili biçimde kullanmayı iyi biliyorum.
- Her şeyi bildiğimi iddia edemem. Ama istediğim şeyi nerde bulacağımı iyi bildiğimi söyleyebilirim.
- Saatin; akrep ve yelkovanı mı daha hızlı, yoksa 260 km/sa hız ile giden bir araba mı? Bunu zaman gösterecek. (zamanı geldiğinde en doğru biçimde öğreneceksiniz. Ama belki çok geç olacak)
İçimden geldiği gibi...
Taraflı, tarafsız diye bir şeyi kabul etmiyorum. Haklının yanında olmak tarafsızlıktır. Bir yalan karşısında sessiz kalmak o yalana ortak olmaktır ve dahası yalancı şahitlik daha da ağır bir suçtur. Bazen zor da olsa bazı şeyleri kabul etmek gerek. Eğer bittiyse ve devam etme şansı yoksa bitmesinin daha hayırlı olacağını kabul etmek gerek. Sahip olduğunuz şey bir çömlek ise ve sahip olduğunuz şeyin çömlek olduğunun farkında iseniz, kırıldığı zaman çok üzülmezsiniz. Ama farkında değilseniz sahip olduğunuz şeyin ve aksine ona farklı değerler yüklüyor, gözünüzde büyütüyorsanız kırıldığında üzülecek çok şey bulacaksınız. Ama en azından şu sözü hatırlamak da yarar var. Artık kaybettiklerinizin peşinden değil kazanabileceklerinizin peşinden koşun. Tamam bir insanı kazanmak daha önemlidir, kaybetmek kolaydır. Ama hayırlısı kaybetmek ise bu yapılmalı. Kaybetmeyi ahlaksız bir kazanca tercih etmeli... Çok önceden yazılmış bir söz, daha doğrusu gerekli yerlere çok önceden yazmışım Nietzsche'nin bu güzel sözünü. Ama ben bile unutmuşum herhalde, sonradan hatırladım. Oyunun kurallarını oyundan fazla önemsemenin, gerektiğinde oynamıyorum diyebilmenin ciddiliğini anımsayalım. Tarihçi Nietzsche tarihi ne kadar güzel sözler ile doldurmuş. İnsan eski zamanın zorluklarını göze almak istemiyor ama keşke onlar da aramızda yaşasalardı demekten de kendini alamıyor...
Diğer Makaleler...
Sayfa 1 > 2



