YERLİ MALI YURDUN MALI HERKES ONU KULLANMALI

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdırePosta

Hatırlarsınız belki, ilkokulda her yıl yerli malı haftaları yapardık, ta küçükten yerli malına özendirilmek için. İlginçtir ithal muz, kola getiren garip! arkadaşlarımız çıkıyordu ara sıra : ) Şimdi artık büyüdük, daha bilinçliyiz. Yerli malının önemini biliyoruz ya da en azından bilmemiz gerekiyor. Ne yazık ki, ben de yabancı markaları bazı durumlarda tercih etmiyor değilim. Yerli değil de tamamen yabancı ürünlere özenir olduk malesef. Ancak ben son zamanlarda daha fazla dikkat etmeye çalışıyorum, herkesi de dikkat etmeye çağırıyorum. Aşağıda Sinan Aygün'ün bir çağrısı var, sizinle paylaşmak istedim.

Yine çıkacaktır "yok kardeşim ben bildiğimi okurum, yanlışsa da benim yanlışım, kimseyi ilgilendirmez. Benim tercihim değil mi, sanane. Herkes alıyor ben de alırım" ve benzeri bir sürü düşünce. Böyle düşünenler bu yazıyı dikkate almadan bildiklerini okusunlar ki öyle yapacaklardır : ) Ancak ben aşağıdaki yazıyı okuduğumda ben bu ülkenin vatandaşı olarak üzerime düşeni yapmalıyım dedim, en azından başkalarına da duyuruyorum ve bu çağrıya uymaya çalışacağım. Bu yazıyı da benim gibi düşünenler için yazıyorum, diğerleri bildiklerini okumaya devam etsin. Onlara diyecek sözüm yok. Çünkü yanlışını öğrenip düzelten insana saygı duymak, yanlış olduğunu bildiği halde burnunun dikine gidenlere de acımak gerektiğini düşünüyorum.

Sinan Aygün yerli malı tüketimi konusunda bir çağrı yapmış ve çok güzel bir noktaya değinmiş. İşsizlik, üretim, kaynaklarımız. Çocuklarımız, gençlerimiz. Geleceğimiz. Buyrun, onun cümlelerinden okuyun.

ATO'dan tüketiciye '869' çagrısı: Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, ithal ürünler yerine Barkodu '869' ile başlayan yerli malı ürünleri satın alma çağrısı yaptı. Aygün, tüketim malı ithalatına giden her 6 bin 500 doların Türkiye'de bir kişiyi işsiz bıraktığını belirterek, '869'u al, çocuğun işsiz kalmasın' dedi. Aygün, yaptığı yazılı açıklamada, yabancı markalı ürünlerin market raflarını istila ettiğini ve ithal ürün tüketimi nedeniyle Türkiye ekonomisinin çıkmaza girdiğini kaydetti. Aygün, bir ürünün Barkoduna bakarak hangi ülkeye ait olduğunun anlaşılabileceğini anımsatarak, Türkiye ekonomisinin kurtuluşunun 869 rakamında gizli olduğunu savundu. Aygün, Şöyle konuştu: 'Türkiye ekonomisi bugün güçlü ekonomiler karşısında bağımsızlık savaşı veriyor. Bu savaşta parolamız 869'dur. Yani Türk'ün şifresi 869'dur. Savaşı kazanmak ve başı dik gezmek istiyorsak ülkemizin ürünlerine sahip çıkalım. İthal ürünlere verdiğimiz her kuruş, ekonomimizi çıkmaz sokağa götürüyor, yerli sanayinin bacası tütmez oluyor. Gençlerimize istihdam yaratılamıyor. Yerlisi varken yabancı mal almak, kıt kaynaklarımızın dışarıya gitmesi ve yatırımların azalmasıdır. Azalan yatırım, çoğalan işsizliktir.'
 

19. TEMÖB - ATILIM ÜNİVERSİTESİ

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdırePosta

19. TEMÖB*

Üniversitemiz İZ Dergisi için yazdığım yazı...

"Müzisyenlere belli bir zamandan sonra müzik dinlemek yetmez, müziği içlerinde hissetmek ve yaşamak isterler. Bu isteği de müziği yaratarak paylaşırlar..."

Bu düşünce ile çıktık yola. Yol başlangıçta biraz karanlık gibi görünse de, kulübümüzün müdavimlerinden yansıyan coşkulu ve istekli ışıklar hem yolumuzu hem de bizleri aydınlattı. Daha tecrübesiz olan bizleri bu güzel projeye dahil eden kulüp büyüklerimize, bize fazlasıyla destek olan okulumuza ve bizi yalnız bırakmayan değerli hocalarımıza şahsım ve kulübümüz adına teşekkür ediyorum. Temöb’e ev sahipliği yapmaya cesaret eden, elini taşın altına sokan büyüklerimiz öncülüğünde bu organizasyonda canla başla çalıştık. Günlerce kulüp odasında toplantılar yaptık, kafa patlattık. Küçük ayrıntılara kadar her şeye özen gösterdik. Ordan oraya koşuşturduğumuz, yemek bile yiyemediğimiz zamanlar oldu. Ailelerimizi ve arkadaşlarımızı ihmal ettik. Komite olarak dönem arası tatilimizi bu organizasyon için çalışarak geçirdik. Her şeyin güzel olması için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadan hazırlıklarımızı tamamladık.

Atilim Üniversitesi olarak 2005 Şubat'ta sizlerle bestelerimizi paylaşmak istiyoruz.

Dedik ve misafirlerimizi en güzel duygu ve davranışlarla karşıladık, ağırladık. Elimizden gelenin en iyisini yapmayı; istedik, inandık ve başardık. Emeklerimizin karşılığı olarak organizasyonu sorunsuz ve güzel bir şekilde tamamladık. Satançıların en büyük beklentisi ve mutluluğu alkışlanmak yani beğenilmektir. Rekor sayıda gerçekleşen katılım ve katılımcıların memnuniyeti bizim için en büyük armağandı. Bir önceki Temöb’de bir konuşmacı tarafından söylenen söz geliyor aklıma. “Mutlu hayat yoktur, mutlu anlar vardır.” Bizler için sayısız mutlu an vardı. Eğer birilerinin hayatına da bu mutlu anlardan biraz ekleyebildiysek, ne mutlu bizlere...
Alim Şentürk

* TEMÖB: Türkiye Endüstri Mühendisliği Öğrencileri Buluşması. (19. TEMÖB: http://temob.atilim.edu.tr)
19. TEMÖB - ATILIM ÜNİVERSİTESİ
Image


Ek bir yazı...

Organizasyonun ortalarına doğru, yorgunluğumuzun ve uykusuzluğumuzun arttığı anlarda, "Ne kadar uzunmuş 5 gün." "kaç gün kaldı?" "ne zaman oturacağız" "bitince saatlerce uyuyacağım" benzeri cümleler söylüyordum. Temöb bitti, ertesi gün uyandım. Büyük bir eksiklik ve yalnızlık hissettim. Artık soylediğim cümleler: "Keşke devam etseydi ne güzeldi" "Niye bitti ki ya" "Çok çabuk geçti 5 gün anlamadık bile" ve benzeri şekilde değişti bir anda.. Gerçekten de düşününce çabuk geçmiş 5 gün. Organizasyon süresince koşuşturmaktan ve yorgunluğumuzu düşünmekten, ne kadar güzel olduğunu anlayamamıştık. Sonra gelen e-postalar da bende aynı etkiyi yarattı. Temöb’den bir gün sonra bilgisayarımı açtım, yüzlerce e-posta. Kim okuyacak bu kadar e-postayı dedim önce. Bir başladım okumaya, ne zaman okudum onca e-postayı anlamadım, bir baktım bitmiş hepsi. Yeniliyorum, yenileri gelsin diye.. Bitmesin ya, ne güzeldi demeye başladım yine. Gelen tepkiler o kadar güzeldi ki, hem bütün yorgunluğumuzu unutturdu hem de çoşkumuzu kat kat arttırdı.


Alim Şentürk

 

6. ANKARA EM - ATILIM ÜNİVERSİTESİ

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdırePosta

Üniversitemiz İZ Dergisi için yazdığım yazı...

Yine, yeni bir IESC başarısı...

TEMÖB organizasyonundan bir yıl sonra yine Şubat ayında Atılım Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen 6. Ankara EM ile yine bir başarıya imza atıldı.

2 gün boyunca değerli konuşmacıların katılımı ile “Tedarik Zinciri Yönetimi” konusunun tartışıldığı 6. Ankara EM'ye 20 üniversiteden yaklaşık 700 öğrenci katıldı.

18-19 Şubat tarihleri arasında Kocatepe Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen 6. Ankara EM Platformu, Endüstri Mühendisliği öğrencileri ile iş dünyası ve akademik çevreden değerli isimleri bir araya getirerek geleceğe iz bırakan etkinliklerimiz arasında yerini aldı..

Devamını oku: 6. ANKARA EM - ATILIM ÜNİVERSİTESİ

 

Bir Ramazan Bayramı

Dikkat, yeni bir pencerede aç. PDFYazdırePosta

Bayram coşkusunun en üst seviyede olduğu bir bayram geçirmenizi diliyorum. Ramazan bayramınız mübarek olsun...

Ben bayramları seviyorum. :) Çok değişik geçiyor benim için açıkcası. Bazıları için çok sıkıcı geçtiğini biliyorum ama benim için bayramlar başka. Gerçi kurban bayramı yorucu oluyor ama onun da yeri apayrı. En önemlisi bayram coşkusunu yaşatmalıyız. :) Şehir hayatında bu biraz zor. Memleketine gidenler daha şanslı bu konuda. Biz bayramlarda Ankara'da kalıyoruz ama burası da memleket (Bayburt) gibi. :) Akraba çok. Benim için bayram yılın en farklı geçen günlerinden. Yapmadığım bir çok şeyi yapıyorum : )

Öncelikle sabah erkenden kılınan bayram namazı.. Muazzam bir kalabalık, okunan hutbenin de etkisiyle hep bir ağızdan söylenen ilahi dualar. Çıkışta cami içi bayramlaşma merasimi. Bir de bizim akrabaların ve hemşehrilerin çıkışta bir sıra olması -uzun sayılabilecek bir sıra- ve kendi aramızda da ikinci bayramlaşma merasimi. Öp bakalım büyüklerinin elini :) Eve gelişimiz, annem ile bayramlaşmamız. Bayramlarda olmasa annem ile o kadar sıkı ve uzun sarılmayı unutacağım belki de :( Razamanın ardından ilk sabah kahvaltısı. Nedense hep çok güzel gelmiştir bana, kahvaltının değişmezleri, çok sevdiğimiz patates-köfte kızartması :) Geç uyanan kız kardeşlerim ile bayramlaşma. Kuzenlerim ile doluşup bir arabaya başlıyoruz büyükleri ziyarete. Eskiden ailem ile dolaşırdım ama kuzenlerim ile muhabbetler daha eğlenceli oluyor ve çok uzun oturmuyoruz. Uzak akraba ziyaretleri bittikten sonra apartman ziyaretleri başlıyor. Apartmanda hep amcalarım ve çocukları oturuyor, 2 ev gezince tüm apartmanı görmüş oluyoruz : ) Hatta eskiden herkes bir evde toplanırdı, büyük amcam da aynı apartmana taşınınca biraz bölük pörçük devam ettiriyoruz bu adeti. Ayrıca gittiğimiz her yerde bir şeyler yemek zorundayız. Bizimkilere has bir özellik mi bilmiyorum ama bizimkilerin zorla yedirme adeti var. Ev yapımı baklavalar, börekler, yaprak dolmaları ve çay bayramın klasik yiyecekleri. Ramazan boyunca oruç tuttunuz, bunlar da mükafatları gönlünüzce yiyin dercesine... Her evde bunlardan bir tabak geliyor önünüze : ) Ayrıca yine klasik tatlı çorba, içinde ne yok ki : ) Biz de herkesin bir klasiği var, annem de güzel incir tatlısı yapar, yiyenlerin yalancısıyım ben sevmem : ) Büyük ziyaretleri bitti, şimdi evde oturup küçük ziyaretçileri karşılama zamanı. Büyüklerin olduğu sohbetlere çok nadir katılabiliyorum ama genelde çok zevkli oluyor. Eski adamların hikayeleri hiç bitmiyor, mesela amcamın : ))

Daha da küçükken bayramda topladığımız paraları yarıştırırdık, hatta tam da ben yakında kablosuz pos makinesi ile dolaşıp kredi kartından bayram harçlığı toplamayı düşünüyordum ki, sen artık büyüdüm demeye başladılar : ) Artık ramazan bayramı ile özdeşleşmiş şeker ile idare etmek durumundayız : )

Yaşasın bayramlar... Bitmeyen, sürekli artan coşkusu ile...
   

Sayfa 2 > 2